TARİHÇE:
Yaşadığımız bu  beldenin adının nereden geldiği tarihçi uzmanlar tarafından oldukça çok tartışılmıştır.Günümüzde de Elbistan sözcüğünün, sözlük anlamının ne olduğu kesin olarak bilinmemektedir .Niçin bu bölgeye Elbistan denilmiştir? Bunun üzerinde bir çok araştırma yazıları ortaya çıkmış olmasına rağmen bu sözcüğün anlamı kesin olarak şudur demek mümkün olmamaktadır.

    
Bu sözcüğü tarihsel bir süzgeçten geçirerek günümüze kadar geçirmiş olduğu evreler, şu şekilde görülmektedir.

   
Urfa’lı tarih yazarı Mathieu (Matiya) ve aynı görüşte birleşen diğer Ermeni tarih yazarları ABLASTA, Suryani olan tarih yazarı Mihal  ABLASTAYN, başka bir tarih yazarı olan Yakut Hamavi ise ABULUSTAYN  olarak yazdıkları eserlerde belirtmişlerdir.

   
Selçuklu tarihi üzerine eserler veren yazarlar ile İranlı tarihçilerden Reşit Al-din ve  Şeref Al-din, bölgeyi  ABLİSTAN şeklinde eserlerinde belirtmişlerdir. 16.Yüzyılda eser veren tarih yazarları ALBİSTAN veya ELBİSTAN yazmışlardır. Ayrıca (1465-1466) yıllarında  Kudüs’e haccı olmaya giden Rus yazar BAZİL, yazdığı seyahatnamesinde ELBİSTAN olarak kaydetmiştir.1831 yılında yazılmış olan ORUÇ BEĞ tarihinin sayfa 20, satır 25 ve sayfa 27, satır 16’da bölgenin adı ABİLİSTAN şeklinde geçmektedir.
   
Milli Eğitim Bakanlığı Yayınlarından Anadolu Beylikleri adlı eserin Elbistan Beyliği (Dulkadır Beyliği)  yazısı incelendiğinde şunları okuyoruz : 13.yüzyılın sonlarında 14.yüzyılın başlarında Muğla Vilayeti tarafında Menteşeoğulları bir beylik kurduklarını Selçuklu Devleti kayıtlarında öğreniyoruz .İşte Türkmenler tarafından kurulan Menteşe Beyliğin ilk beyi bilinmediği fakat yazılara göre Menteşe beyinin babasının adının ELBİSTAN Bey olduğu, bunun babasının adınınsa Kuru Bey şeklinde yazıldığı okunmuştur.Elbistan ismi aynı zamanda kişi ismi denilebilir. Tarihte bunun örneklerine bolca rastlanmaktadır.(Mısır, Bağdat, Mardin , Isfahan vs.) Elbistan  adı da bir kişi ismi olabilir.
   
Birinci Haçlı seferi sırasında vakanüvislerinden (tarihi yazan kişi ) Beaudri De Dol(1097) bu bölgeye PLASTANTİA demiştir. Or.Prof.Mükrimin Halil Yinanç eserlerinde teyit etmiştir.
   
İslâmiyet’ ten sonra Anadolu’ya Halim Bin Velid Komutasında akınlar yapan Arapların Elbistan’ı bağlık bahçelik görmeleri nedeniyle ELBİSTAN -ALBOSTAN demişlerdir.
  
Yine Arap kaynaklarına göre buraya BİLİSTİN (Arapça bostan anlamına gelmektedir) denilmiş, ayrıca ünlü pehlivan ve yiğitlerin çokça bulunmasından dolayı Alpler şehri anlamına gelen ALP-STAN isimlendirildiği, sonradan ALBİSTAN-ELBİSTAN şekline dönüştüğü yazılmıştır.
    
Halk arasında ALBİSTAN –ALBUSTAN şeklinde söylenen bu isme 15.yüzyıldan beri kayıtlarda ELBİSTAN olarak rastlanmıştır.
   
Elbistan ilçesi eskiden beri önemli bir bölge sayılan dört tarafından yüksek dağlarla çevrili Türkiye’nin sayılı ovalarından biridir. Kaynağını yüksek dağlardan alan Ceyhan ve kolları (Söğütlü, Rumman(Hurman), Sarsap, Köksün, Nahrikali(Nerğele) başta olmak üzere irili ufaklı bir çok ırmak ve çaylar ile büyüyen Ceyhan(yerli halkça buna, orta zamanda olduğu gibi, bugün de CAHAN adı verilmektedir) nehri ile sulanan Elbistan ovası, eski çağlarda intikal eden şehirlerin ve höyüklerin enkazı ile doludur. Hititler ile Kumagenlerin devrine ait olan ve TİL(Akbayır),  Kara-Elbistan (eski Elbistan) Ozan (Doğanköy), Mehre, Celeği(Ekinözü),Hunu(Arıtaş) ve Efsus(Afşin) höyükleri gibi büyük harabeler başta gelmek üzere, bir çok şehir ve kasabalar ile süslenmiş olduğu  anlaşılmaktadır. Günümüze kadar ulaşmış bazı höyüklerde azda olsa kazılar yapılabilmiştir.
   
Elbistan’ın 10 km kuzeybatısındaki Kara höyükte gerçekleştirilen  kazılar sonucunda, yörenin Asur  Ticaret Kolonileri çağında  ve Hitit İmparatorluğu döneminde önemli bir yerleşim merkezi olduğu sonucuna varılmıştır. Bu kazılarda M.Ö. 2000’in yerel biçimini simgeleyen  hiyeroglifli resimli damga mühürler, bulleler (mühür baskıları) ve Suriye biçemli silindir mühürler yer almaktadır. Ayrıca Hitit krallık dönemine ait höyük katmanında Hitit kültürünü yansıtan çanak çömlek ayrıca, ev, kaldırım gibi yapı kalıntıları koç biçiminde bir riton (kutsal içki kabı) hiyeroglifli ve hiyeroglifsiz mühürler, süs eşyası, hayvan heykelcikleri bulunmuştur.
    Bu çalışmalar bizlere göstermiştir ki, Elbistan’ın tarihi M.Ö. 4000’ lere uzanmaktadır. Bölgenin en meşhur  yerleşim yerleri  şunlardır : Arabisus(Afşin)  Hunu(Arıtaş) Tandaris(Tanır) adları verilen antik kentleri bünyesinde barındırmaktadır.
    Hititler bölgede uzun zaman kalmışlardır. Bölge sırasıyla Akadlar,  Sümerler, Asuriler, İranlılar Mekadonyalılar, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Selçuklular, Memluklar, Mogollar, Dulkadırlılar, Osmanlılar  yanı sıra bölge geçiş alanı olması sebebiyle  bir çok orduların geçiş güzergahı haline gelmiştir.(Elbistan ovası, gerek doğrudan doğruya Darb –al  Hadus (bugünkü  Göynük Geçidi)ten orta Anadolu’ya, Malatya’dan Kayseri’ye yapılmakta olan akınların sürekli uğrağı idi .Hele Malatya’nın Bizanslıların eline geçmesinden sonra, orduların tek geçid güzergahı Elbistan ovası olmuştu. Ovanın  3000 metreye varan yüksek dağlarla çevrilmiş olması ve her taraftan geçilmesi çok zor derin ve uzun geçitler, boğazlarla kapalı bulunması burasını  daima bir isyan ve ihtilal merkezi yapmaya elverişli kılmıştır .Bu sebeplerden Elbistan bölgesi baskıların ve akınların ilk uğrak yeri olmuş, dolaysıyla  en çok tahribe uğrayan bölgelerin başında gelmiştir. Sürekli bütün medeniyetlerin ilgi odağı ve yerleşim merkezi olarak seçilmesine rağmen, günümüze tarihi bir şehrin veya harabesinin intikali mümkün olmamıştır .Bölgede yeterli tarihi kazılar yapılmadığından, tarihi şöhretine zıt olarak geçmişini belgeleyecek eserler bakımından  yoksulluğu sürmektedir.
   
İmparator Romanos  Diogenis (Romen Diojen) ‘in , Malazgirt  meydan savaşından sonra  Alparslan’a  esir  düşmesini fırsat bilen  Bizanslı komutan Filaretos 1072-1073 yıllarında Anadolu’nun bir kısmı ile birlikte Elbistan’ı da ele geçirmişti. Filaretos 1073 ‘te  Hunu (Arıtaş) şehrinde Ermeni rahiplerini toplayarak, bir katilikos seçtirmiş ve bu şehri katolikosluğa  merkez yapmıştı.
   1085’te Türklerin fethetmek için uğraştığı CEYHAN(Elbistan Bölgesi )nihayet Anadolu fatihi Kutulmuşoğlu Süleyman Şah ‘ın  kamutanlarından  Emir BULDACI tarafından fethedilmiş ve Türk’ün hakimiyetine girmiştir.
    1097-1098’de Haçlı ordusu bölgeyi yeniden Türklerin elinden alarak hakimiyetini Bizanslı şövalye Pieerre Daulps’a vermişse de çok sürmeden Türkler yeniden almıştır .1103’te Bölge Frankların eline düşmüştür .1105’te Selçuklu sultanı Kılıç Arslan tarafından alınarak Vezir Ziya Al-Din Muhammed’e teslim edildi. Sultan Kılıç Aslan’ın ölümünden sonra çıkan karışıklıktan faydalanan Antakya prensi Taner’de Elbistan’ı işgal etmişsele 1111’de Malatya hükümdarı Malik Tuğrul Aslan’ın atabeği olan İl Arslan tarafından geri alınmıştır .1114 yılında meydana gelen depremde Elbistan yerle bir olmuştur .
     1124 senesi sonunda Malatya ‘nın Emir Gazi Bin Danişment tarafından zaptından sonra Elbistan havalisi Danişment’lerin eline geçmiştir.1143-1144 ‘te Selçuklu Sultanı Mesut(1.Kılıç Arslan’ın oğlu ) tekrar almış ve oğlu 2.inci Kılıç Arslan’ı vali tayin etmiştir.Elbistan bölgesi Danişmentliler ile Selçuklular arasında mücadele sahası olmuştur. Sonunda bölge tamamen Selçuklulara kalmıştır.
   
Sultan 2.inci Kılıç Arslan Elbistan valiliğine oğlu Mugisüddin Tuğrul’u getirmiştir. Tuğrul Şah babasının yaşlığında istifade ederek, Elbistan ve havalisinde hükümdarlığını ilan etmiş, akıllı bir siyasetle bölgede uzun süre varlığını sürdürmüştür

    1201’de Anadolu Selçuklu Devletinin hükümdarı Süleyman Şah, kardeşi Tuğrul Şah’ın elinden Elbistan havalisini alarak doğrudan doğruya merkeze bağlı bir vilayet yapmıştır. Bundan sonra bütün 13.yüzyıl boyunca Elbistan başkent olan Konya’dan tayin edilen valiler tarafından idare edilmiştir . Bu valilerin hepsini sıra  ile tespit etmek mümkün değildir.Bazıları şunlardır: Husam Al-Din Yusuf(Emir Yusuf mezrası buna aittir) Emir İlyas ( adına köy ismi vardır ) Mü-bariziddin Çavlı (adına Çavlı köyü teşkil etmiştir) Elbistan Ulu Camiinin bu vali tarafından yaptırıldığı caminin kapı üzerindeki kitabesinden anlaşılıyorsa da, yapılan çeşitli araştırmalarda , bu kitabenin şimdiki camiinin değil, başka bir caminin kitabesi olduğu ortaya çıkmıştır.

    Türkler eski Elbistan’ı bırakarak (eski Elbistan, Hasankendi ve Karaelbistan köyleri arasındaki bölge ) Ceyhan’ın Pınarbaşı ‘ndan çıktıktan sonra biraz sonra ikiye ayrılıp tekrar birleşmek suretiyle bir ada teşkil ettiği mahalde,yeni bir şehir meydana getirmiştir. Gerek Ermeni Devletine ve gerek Süriye haçlıları ile diger devletlere karşı Anadolu’nun mühim bir savunma hattı olmak dolaysıyla Selçuklu devrinde önemli vilayetlerden biri sayılıyordu
           
    1237-1238 yıllarında iki defa Kayseri’ye Sultan 2.inci  Giyas  Al-Din Kayhusrav  elçilik vazifesi ile gönderilmiş olan  Halep Eyyubi Devleti veziri Kamal Al-Din ve Al-Adim bu seyahatlarında Elbistan’dan geçmiş Efsus(Afşin) ‘na uğramış ve bize her iki şehir hakkında bilgi vermiştir.
    Ceyhan’ın Elbistan ‘ın bir mil cenup(güney) doğusunda bir kayalık içinden çıktığını ve bu kayalığın üzerinde eski bir kilise mevcut olduğunu, nehrin membasında(doğduğu yer) KİZMİTE adlı bir köy bulunduğu, nehrin kasabaya gelince ikiye ayrılıp, sonra birleştiğini ve Elbistan’ı her tarafından çevrelediğini söyler.

     13 yüzyıl içinde Elbistan ‘da cereyan eden en mühim vaka Sultan Malik Al-Zahir  Baybars‘ın Mogullar ile olan şavaşıdır .15 Nisan 1277 yılında Memluklular ile Moğullar Elbistan’ın (Arıtaş) olma ihtimali yüksektir. Burada savaşmışlardır. Mogul tümen kumandanları TUKO ve TEFAVAN(Tefavun) Noyan’lar başta olmak üzere bütün moğol ordusunun imhası ile sonuçlanmıştır .Sultan  Baybars  bu zaferden sonra Hurman kalesine uğramış ve bu yoldan Kayseri’ye gitmiştir. Kayseri  dönüşü tekrar Elbistan’a  gelerek, bu güzergahtan  geçmiş Akçe –Derbend yolu ile Suriye’ye gitmiştir. Bu olayı duyan Moğul Hakanı ABAKA Han Elbistan’a gelmiş Baybars’a ulaşamayınca tüm bölgedeki insanları kılıçtan geçirerek büyük bir katliam yapmıştır.
 
    Anadolu’yu 30 yıl boyunca Mogul askeri valileri yönetmiştir. Bu sure zarfında Elbistan halkının durumu meçhuldür, gelişmeler ile ilgili ele tutulur tarihi belge yoktur


COĞRAFİ KONUM:
    Kahramanmaraş iline bağlı, en büyük ilçe olan Elbistan; Akdeniz, iç Anadolu ve Doğu Anadolu Bölgelerin kesiştiği noktada yer alır. İlçe sınırları Doğu Anadolu  bölgesi’ nin Yukarı Fırat Bölümü’nde olup 2547 km2 yüz ölçümüne sahiptir. Yaklaşık 37 doğu meridyeni – 38 kuzey paraleli arasında bulunan Elbistan’ın kuzeyinde; DARENDE- GÜRÜN, İlçeleri, güneyinde; NURHAK- EKİNÖZÜ, doğusunda; MALATYA İLİ , DOGANŞEHİR, ve AKÇADAĞ ilçeleri, batısında ise AFŞİN ve GÖKSUN İlçeleri bulunur.

İlçe, kendi adıyla anılan ve alanı 2.547 km2 lik Ülkenin dördüncü büyük ovasında kurulmuştur. Elbistan’ın eteğine kurulduğu ŞARDAĞI (2200 m), dış Toroslar’a dahil olan bir uzantıdır. Deniz seviyesinden ortalama 1150 m yükseklikte bulunan Elbistan ovasını; BİNBOĞA (2935 m), BERİT (3054m), NURHAK(3090m) ve HİZANLI(2256m) dağları ile çevrelemiştir. Doğu Anadolu Bölgesi’nin güney batı ucundaki Elbistan ovası, tektonik bir deprem sonucunda, üstünde bulunan gölü boşaltarak, bu günkü ovayı meydana getirmiştir. Ova tabanı kalın bir alüvyon tabakası altında Neojen (3.zaman) katmanlarını taşır. Yer altı suları bakımından zengin olan gevşek bir zemine sahiptir. Yapılan sondajlar ve kömür madenleri aranması sırasında, büyük bir yer altı suyunun  Nur hak Dağından Elbistan istikametine doğru 160 metre derinlikte aktığı tespit  edilmiştir. Ayrıca bölgenin kuzeyinden ikinci bir yer altı suyunun Ceyhan yatağı istikametine doğru akmakta olduğu yapılan araştırmalar neticesinde ortaya çıkmıştır.   
 

Elbistan havzası ise, Ceyhan vadisi içinde uzanan Doğuanadolu çöküntü havzalarından biridir. Doğu-Batı yönünde uzanan ekseni 60-65 Km. eni ise 40-45 Km. arasında değişir. Havzanın batısı yüksekliği yer yer 2500 m. geçen ve kütlevi bir görünüşe sahip Binboğa dağları ile çevrilmiş olup, güney kısmı poleozoik kalkerlerin kristalen şistler ve bazik volkanik kayalardan oluşan ve yüksekliği 3054 m. olan Berit dağı ile sınırlanır. Ayrıca güneydeki berit dağının yamaçlarında 1200 ila 1300 metre yükseltide, uzunluğu 6-8 km. ye varan neojen yapıları mevcuttur. Havzanın doğusunda termo-karbonifer kalkerlerinin oluşturduğu ve kuzeybatı-güneydoğu istikametinde çok kıvrılmış dağlık saha göze çarpar. Bu dağların içinde en yüksek nokta Şardağı (2300m.) dir. Havzayı çevreleyen Şardağı, Binboğa ve Berit dağları 200-300 m. ye yaklaşan ve çok dik eğimlerin mevcut olduğu kütlelerdir. 
          Sultan Korusu önemli platosudur. Ayrıca Elbistan çevresinde, dünyanın en uzun çöküntü hendeği olan KOR çukurunun atım damarı ve Elbistan diri fay hattı(Elbistan’da adını taşıyan kısa aktif bir fay hattı mevcuttur.) bulunur. İkinci derecede deprem kuşağında yer alır.



Bölgenin ve Türkiye’nin en önemli akarsularından olan CEYHAN (Cahan) nehri, kaynağını Elbistan ‘ın üç km güneydoğusundaki Pınarbaşı mevkiinden alır, Elbistan ovasını sulayan SÖĞÜTLÜ, HURMAN, SARSAP ve GÖKSUN çayları ile birleşerek, ilçe sınırlarını batıda terk eder. Doğudan batıya doğru Y şeklindeki fay, Dünya üzerindeki en büyük fayı teşkil eden kor çukurunun bir koludur. 

Elbistan’ın bitki örtüsü bozkırlardır. Su kenarlarında kavak ve söğüt ağaçları yaygındır. Yükseklerde azda olsa  meşe ve ardıç  ağaçlarının bulunması yıllar önce dağlarımızın ormanlarla kaplı olduğunu göstermektedir.